Saat
Takvim
Üyelik Girişi
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam16
Toplam Ziyaret9485

Rast Müzikoloji Dergisi (Uluslararası Müzikoloji Dergisi)

ISSN:2147-7361 e-ISSN: 2147-7531 Doi:10.12975

Başak İlhan-Sala

 

 

TÜRK DİN MÛSİKÎSİ’NDE SALÂ (SALÂT) FORMU VE SALÂ BESTELERİ

Dr. A. Başak İlhan Harmancı [1]

Marmara Üniversitesi,  Türkiye

basakilhan75@hotmail.com

 

DOI Number:http://dx.doi.org/10.12975/rastmd.2013.01.01.0007

 ÖZET

            “Duâ, temcîd” mânâlarına gelen صلو kökünden türemiş olan Salât (salâ), Hz. Muhammed (sav)'e Allah'tan rahmet dilemek, ona sığınmak, onu ve aile fertlerini hürmetle anmak, şefâatını istemek maksadıyla yazılmış duâ cümleleriyle sevgi ve övgü ifade eden sözlerin bazen bir beste bazen de serbest (improvize, irticâlî) şekilde okunduğu Türk Din Mûsikîsi formlarından biridir. Gerek Kur’ân-ı Kerîm’de Allâhü Teâla’nın emri, gerek Hz. Peygamber (s.a.v.)’e salât ü selâm getirmenin faziletleri hakkındaki hadîs-i şerîfleri ve bunlara ilâveten ümmetinin Hz. Peygamber’e olan büyük sevgi ve hürmeti pek çok salât ü selâm metninin yazılmasına sebeb olmuştur. Makalemizin amacı bestelenmiş olan salâ metinlerini bir araya getirerek Türk Din Mûsikîsi salâ repertuarını ortaya koymak ve salâ formu hakkında detaylı bilgi vermektir.

Anahtar Kelimeler: Salâ, Salât, Salâvât

ABSTRACT

Salâ, which means “to pray, to revere” is derived from صلو. Salâ is also one of the Turkish Religious Music forms that composed so as to Hz. Prophet Muhammad (peace be upon him) say to God to have mercy,  take refuge in Him, respectfully commemorate Him and His family members, ask for His intercession. The great love and reverence of Ummah of the Muhammad (sav) for the Prophet, Almighty Allah’s order in the Holly Qur’an and Hz. Muhammed’s (sav) hadith about the merits of bringing blessings  became the reason of so many sala written text. The aim of our article is to reveal the repertoire of Turkish Religious Music in Sala by bringing together salâ texts and to provide detailed information about the sala form.

Keywords: Salâ, Salât, Salâvât

“Salât” Kur’ân-ı Kerîm’de sıkça geçen kavramlardan biridir. Lügatlarda kelimenin aslı ile ilgili çeşitli görüşler ileri sürülmüş, bazı dilbilimciler kelimenin aslının “ateşe atmak” anlamına gelen  صلى kökünden geldiğini iddia ederken, bazıları ise kelimenin aslının dua, tebrik, temcîd etmek mânâlarına gelen صلو kökü olduğunu söylemektedirler.  صلوُ kelimesinin bir başka anlamı da “belin ortası, belin hareket ettirilmesi, uylukları hareket ettirmek”tir.[2] Namaz kılan kimsenin rükû ve secde ederken yaptığı harekete uygun olarak bu asıldan türediği ifade edilen “salât” kelimesi “namaz” için de kullanılmıştır. Kur’ân-ı Kerîm’de en çok bu mânâda yer almaktadır. Türk-İslâm dünyâsında namaz ibâdeti için Arap dünyasında kullanılan “salât” kelimesi yerine Farsça asıllı “namaz” kelimesi tercih edilmiştir. Türk din mûsikîsi formu olarak da daha çok salâ ve çoğulu salavât kelimelerinin kullanımı yaygın olup, salât ise daha çok tamlama olarak “salât ü selâm” veya “salât-ı ümmiye” şeklinde literatürde yer almıştır. Gerek Kur’ân-ı Kerîm’de geçen gerekse Türk din mûsikîsi’nde bir form olarak yer alan Salât kelimesinin “ateşe atmak” صلى kökü değil, “duâ, temcîd” mânâlarına gelen صلو kökünden türemiş olduğu görüşü ağırlık kazanmıştır.

Salât kelimesi “alâ” (على) harf-i cerri ile kullanıldığında nisbet edildiği kişilere bağlı olarak farklı anlamlar kazanmaktadır. Şöyle ki: Allahü Teâlâ’ya nisbet edildiğinde “rahmet etmek”, meleklere nisbet edildiğinde “mağfiret istemek”, Hz. Peygamber (s.a.v) veya ümmetine nisbet edildiğinde ise duâ etmek anlamına gelmektedir. Bu mânâları bütün olarak içinde barındıran ve yaygın olarak kullanılan salât kavramına da kaynaklık yapan             إِنَّ اللَّهَ وَمَلَائِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِيِّ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْلِيمًا

“Muhakkak ki Allah ve melekleri, O Peygamber’e salât ederler. Ey îmân edenler, siz de O’na salât edin ve teslîmiyetle selâm verin.” (Ahzâb, 33/56) âyet-i kerîmesidir.[3] Allâhü Teâlâ bu âyet-i kerîme ile salât etmiş, meleklerini ve bilâhere mü’minleri O’na salâvat getirmekle yükümlü tutmuştur.

Salavât getirmenin şekli ise İbn Ebî Leylâ’dan rivayet edilen bir hadîs-i şerîfde şöyle açıklanmıştır: “ Bana, Ka’b b. Ucre rastlamıştı. Bana şöyle dedi:

-Sana bir hediye takdîm edeyim mi? (Bir defâsında) Resûlullah (S.A.V.) yanımıza çıkıp gelmişti. Ona:

-“Ey Allâh’ın Resûlü Sana nasıl selâm vereceğimizi öğrendik. Fakat sana nasıl salât okuyacağımızı bilmiyoruz” dedik. Resûlullah (S.A.V.)’de:

 

 

-“Allâh’ım Muhammed’e ve O’nun âile halkına İbrâhim’e salât buyurduğun gibi salât eyle. Şüphesiz ki Sen, Hamîd ve Mecîdsin. Allâh’ım Muhammed’e ve O’nun âile halkına, İbrâhim'e ihsân eylediğin bereket gibi bereket ihsân eyle. Çünki Sen, Hamîd ve Mecîdsin” deyin buyurmuştur.[4]

Biz mü’minlerin Hz. Peygamber’e (s.a.v.) salât ü selâm getirmenin önemini daha iyi kavrayabilmemiz için Hz. Peygamber’in şu hadîs-i şerîflerini de zikretmek yerinde olur:

-  “Cimri, yanında adım anıldığı halde bana salât ü selâm getirmeyen kimsedir.”[5]

- “Burnu sürtülsün o adamın ki yanında ben zikrolunmuşumdur da bana salâvât getirmemiştir”[6]

-  “Bana bir salât okuyana Allah on salât eder”[7]

Gerek Kur’ân-ı Kerîm’de Allâhü Teâla’nın emri, gerek Hz. Peygamber (s.a.v.)”e salât ü selâm getirmenin faziletleri hakkındaki hadîs-i şerîfleri ve bunlara ilâveten ümmetinin Hz. Peygamber’e olan büyük sevgi ve hürmeti pek çok salât ü selâm metninin yazılmasına sebeb olmuştur. Bu salât ü selâm metinleri Arapça olup, kimileri bestelenmiş, okundukları yer ve zamana göre (Cenâze salâsı, Bayram veya Sabah Salâsı vb.) veya içerdikleri konu ve anlamlara göre (Salât-ı Kemâliye, Salât-ı Tefriciye, Salât-ı Münciye vb.) adlar almışlardır.  Konumuz itibâriyle bestelenmiş olan salât ü selamlar makalemizde yer alacaktır.

Türk Din Mûsikîsi’nde Salâ Formu

Türk din mûsikîsinde Hz. Peygamber’e getirilen salâtlar “salâ” olarak telaffuz edilmiştir. Bir Türk din mûsikîsi formu olarak salâ, daha çok câmi mûsikîsi formu olarak yer almışsa da, gerek tekke mûsikîsi gerekse diğer dîni- tasavvufî toplantılarda da bir müzikal form olarak kullanılmıştır.[8] Câmi mûsikîsinde kullanılan besteli salâlar : “Cenâze Salâsı, Sabah Salâsı, Cuma ve Bayram Salâsı” olarak sıralanabilir. Bu salâlar tıpkı ezan gibi minarelerden bazen tek bazen de iki müezzin tarafından okunur. İki müezzinin okuduğu salâya “çifte salâ” adı verilir.

Hicrî 700 (1300-1301) yılında Memlük Sultânı el-Melikü’n-Nâsır Muhammed b. Kalâvun (1293-1294/ 1299-1309 /1310-1341)’un iradesiyle Cuma ezanından önce, 791 (1389) yılında el-Melikü’s-Sâlih b. Eşref Zeynüddin II. Haccî (1389-1390) döneminde akşam ezanı dışında bütün ezanların ardından salâ verilmesi usûlü konulmuştur.[9] 

Akşam ezanı haricinde diğer dört vakitte okunan ezanlar ile birlikte salâ da verilebilir. Sabah salâsı ezandan önce okunurken, bunun dışında kalan salâlar vakit ezanından sonra okunmaktadır. Sabah salâsı dışında diğer salâlar ezan ile aynı makamda icra edilir. Dört vakitte salâ verilmesi geleneği günümüzde kaybolmaya yüz tutmuş olup, bazı câmilerde sabah ezanından önce ve Perşembe geceleri yatsı ezanından sonra salâ verilmektedir. 

Dr. Suphi Ezgi (ö.1962) tarafından notaya alınan Cenaze, Bayram, Sabah Salâları her ne kadar Durak Evferi usûlü ile ölçülmüşse de pratikte usûle bağlı kalmadan serbest olarak okunmaktadır. Günümüzde Cuma günleri, bayramlar ve cenâzelerde salâ verilmesi gerektiği zaman bu vakitlere özgü salâlar yerine Sabah Salâsı okunması âdet olmuştur.

Tekkelerde değişik adlar ve bestelerle Hz. Peygambere duyulan saygı ve hürmetin ifâdesi olarak bütün tarîkat âyinlerinden önce salâ okunur. Mevlevî dergâhında kullanılan, yemek vakti geldiğinde “lokmaya salâ”, mukabele vaktinde tekkelerde “tennureye salâ” gibi ibârelerle salâ “çağırma, dâvet etme” anlamında da kullanılmıştır.[10]

Mevlid okunuşu esnasında da, Nur bahrinin sonunda "Ger dilersiz bulasız oddan necât/ Aşk ile şevk ile idin es-salât” beytinin ardından Rast makamında, Vilâdet bahri içinde çeşitli yerlerde “es-salâtü ve’s-selâmü aleyke yâ Resûlallah/Habîballah/Seyyide’l-evvelîne ve’l âhirin, ve’l hamdülillâhi Rabbi’l-âlemîn” şeklinde ve bu bahrin sonunda okunan bestesi Buhûrizâde Mustafa Itrî (ö.1711) ye ait “Salât-ı Ümmiye” ile Hz, Peygamber’e salât ü selam getirme âdeti devam etmektedir.

Yukarıdaki açıklamaların ışığında gerek câmi gerekse tekke mûsikîsinde kullanılan salâları tanımaya çalışalım:


 

CÂMİ MÛSİKÎSİ’NDE SALÂLAR

1-      Sabah Salâsı:

Sabah ezanından hemen önce okunan, bestesinin Suphi Ezgi tarafından Hatip Zâkirî Hasan Efendi (ö. 1032/1623) olarak belirtilmiş[11], Dilkeşhâverân makamındaki salâya “Sabah Salâsı” ismi verilir. Salâ’nın metni şöyledir:

es-Salâtü ve’s-selâmü aleyk / Aleyke yâ seyyidenâ yâ Rasûlallah

es-Salâtü ve’s-selâmü aleyk / Aleyke yâ seyyidenâ yâ Habîballah

es-Salâtü ve’s-selâmü aleyk / Aleyke yâ seyyidenâ yâ Nebiyyallah

es-Salâtü ve’s-selâmü aleyk / Aleyke yâ seyyidenâ yâ Hayra halkıllah

es-Salâtü ve’s-selâmü aleyk / Aleyke yâ seyyidenâ yâ Nûra arşillah

Allah, Allah, Allah, Mevlâ Hû

Türkçesi:

Ey Allah'ın Rasûlü, ey Efendimiz, salât ü selâm Senin üzerine olsun!

Ey Allah'ın Habîbi, ey Efendimiz, salât ü selâm Senin üzerine olsun!

Ey Allah'ın Nebîsi, ey Efendimiz, salât ü selâm Senin üzerine olsun!

Ey Allah'ın yarattıklarının en hayırlısı, ey Efendimiz, salât ü selâm Senin üzerine olsun!

Ey Allah'ın arşının nûru, ey Efendimiz, salât ü selâm Senin üzerine olsun!

 

2-      Bayram ve Cuma Salâsı:

Bayram ve Cuma günleri namazdan önce müezzin mahfilinde okunan salâya “Cuma ve Bayram Salâsı” adı verilir.[12] Gerek Yılmaz Öztuna’nın Türk Mûsikîsi Kavram ve Terimleri Ansiklopedisi’nde[13], gerekse Bekir Sıdkı Sezgin’in Dîni Mûsikî Ders Notları’nda[14] bu salânın aynı zamanda minârelerden de okunduğu belirtilmekle birlikte okunuş şekli hakkında bilgi verilmemiştir. Hatib Zâkirî Hasan Efendi (ö.1623) tarafından Bayâtî makamında bestelenen eserin notası Suphi Ezgi tarafından Durak Evferi usûlüyle neşredilmiştir.[15] Fakat diğer salâlar gibi usûle bağlı kalarak değil serbest okunur.

Salânın metni şöyledir:

ليس العيد لمن لبس الجديد ( Bayram yeniler giyen için değil)

انماالعيد لمن خاف من الوعيد (Bayram, kıyamet gününden korkan içindir)

ليس العيد لمن ركب المطايا ( Bayram bineklere binen için değil)

انماالعيد لمن ترك الخطايا (Ancak bayram, günahları terk edenler içindir)

ليس العيد لمن بسط لبساط (Bayram halı seren için değil)

انماالعيد لمن تجاوز على الصراط (Ancak bayram, sırat üzerinden geçen içindir)

ليس العيد لمن تزتين بزينةالدنيا (Bayram dünya süsü ile bezenen için değil)

انماالعيد لمن تزوّد بزادالتقوى (Ancak bayram, takvâ azığı ile azıklanan içindir)

ليس العيد لمن نظر انواع الالوان (Bayram çeşit çeşit renklere bakan için değil)

انماالعيد لمن نظر جمال الرحمان  (Ancak bayram, Rahmân’ın güzelliğine bakan içindir)

Bayram Salâsı metninin Bağdatlı velî zatlardan Behlül-i Dânâ (Ebu Vüheyb b. Ömer Sayrâfi ö. 190/805) tarafından bir bayram günü Hârunnürreşîd (786-809)’in güzel elbiselerle halkının bayramını tebrik ettiğini görünce söylediği rivâyet edilen “Bayram yeni elbiseler giyenler için değildir, Ancak ilâhî azaptan emin olanlar içindir. Bayram bineklere binenler için de değildir, Ancak hatâ ve isyânı bırakanlar içindir”[16] şeklindeki beyitleri ile hemen hemen aynı olması, salâ metninin Behlül Dânâ Hazretleri’nin beyitlerinden mülhem olduğu fikrini uyandırmaktadır. 

Câmilerde salâ şu şekilde okunmaktaydı: Müezzinler tarafından hep birlikte “Yâ Mevlâ Allah” denildikten sonra bir müezzin “ليس” ile başlayan bir cümle okur, ardından yine hep birlikte “Yâ Mevlâ” kısmı okunurdu. Bu şekilde cümleler bittikten sonra bir müezzin tarafından “وصل وسلم على اسعد و اشرف نور جميع الانييا والمرسلين” ibâresi terennüm edilir ve bunu müezzinlerin “والحمدلله ربالعالمين” demesi takip ederdi. Salânın ardından da bir duâ yapılırdı.[17]

 

 

3-      Cenâze Salâsı:

Cenaze salâsı, ölüm haberinin ilanı için minarelerden ve mevtânın musallâdan kabre götürülüşü ve defninden sonra okunan olmak üzere iki türlüdür. Osmanlı devrinde önemli kişilerin vefatları selâtin câmilerde verilen salâlar ve daha sonra ölenin kimliği, cenaze namazının yeri ve zamanını duyurmak maksadıyla dolaştırılan dellallar vasıtası ile duyurulurdu. Bazı kayıtlar minârelerden salâ verilmesi âdetinin Fâtımîler devrinde başladığını göstermektedir.[18]

Minârelerden okunan Cenâze salâsı ve Cuma günleri okunan salâ aynı metne dayandığından Cuma günleri cenaze için ayrıca salâ verilmezdi. Günümüzde ise Cenâze dolayısıyla Cuma (ve Bayram) Salâsı yerine Sabah salâsı, cenâzenin kaldırılacağı vakit namazından bir saat önce okunmaktadır.

Cenaze kabre götürülürken okunan salâ ise bir kişi ve bazı yerlerde cemaatin de katılımıyla okunur. Bu ikinci salâ türünün metni aşağıdaki gibi olup, Suphi Ezgi, Hatip Zâkirî Hasan Efendi tarafından bestelendiğini belirtse de kaynak göstermemiş[19], Halil Can ise dinî mûsikî ders notlarında yine kaynak belirtmeden Buhûrizade Mustafa Itrî tarafından bestelendiğini iddia etmiştir. Ayrıca yaptığımız arşiv taraması sonucunda Mâye makamında metni aşağıdaki metinden tamamen farklı bir salâ notası daha tesbit etmekle birlikte, bu salânın nerede ve nasıl icra edildiği ile ilgili bir bilgiye ulaşamadık. Notasını Hatip Zâkirî Hasan Efendi’nin Hüseyni makamındaki salâsından sonra makalemizde yer vermeyi uygun bulduk.

لاإله الاالله                                  

وحده لاشريك له ولانظيرله

محمدر امين الله حقا وصدقا 

اللهم صل على سيدنا محمد و على آل محمد

وصل وسلم على اسعد و اشرف نور جميع الانبييا والمرسلين

والحمدلله رب العالمين                   

 

Türkçesi:

Allah’dan başka ilâh yoktur

O, tekdir, ortağı ve benzeri yoktur

Muhammed Allah’ın emînidir

Salât ve selâm efendimiz Muhammed ve âilesinin üzerine olsun

Yine salât ve selâm rüsûl ve nebîlerin nûrunun en yücesi ve en saadetlisine olsun

Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun. 

 

Cenâze alayında salânın okunuş şekli şöyledir: Cenâze alayı yola koyulunca bir kişi         الاالله وحده لاشريك له ولانظيرله محمدر امين الله حقا وصدقا اللهم صل على سيدنا محمد  kısmını okuduktan sonra cemaat و على آل محمد der. Bu sırada cemaat yürüyüş temposunda hep bir ağızdan “Hû” ism-i şerîfini zikreder. Kabre varıncaya kadar zikir ve salâ tekrarlanır. Defin işleminden sonra aşr-ı şerif okunur, müteakiben “والمرسلين” e kadar olan kısmı bir kişi okur, cemaat de “والحمد لله رب العالمين” cümlesi ile cevap verir ve böylece salâ sona erer.[20]

 

A-    TEKKE MÛSİKÎSİ’NDE SALÂLAR

1- Salât-ı Kemâliye

Kadirîyye ve Rufâîyye, Halvetiyye gibi cehrî zikir yapılan tarîkat âyinlerinde zikrin kuûdi kısmında evrâda geçmeden evvel okunan, adını metnin içinde geçen “adede kemâlillâhi ve kemâ yelîku bi-kemâlihi” ifâdesinden alan bu salânın metni Halvetiyye Şeyhi Mustafa Kemâleddin el-Bekrî (1688-1749)’ye ait olup, Ahmet Hatipoğlu tarafından Hüseynî makamında notaya alınmıştır. Ayrıca Halvetiyye tarîkatında Uşşak makamında okunan besteli bir diğer şekli bulunmaktadır. Salât-ı Kemâliye, Rifâîler arasında yatsı namazından sonra şeyhin riyâsetinde halka olunarak topluca yedi defa okunur. Buna yatsı usûlü denilir.[21] Eserin metni ve notası aşağıdadır:

Salât-ı Kemâliye’nin metni şöyledir:

1-      Allahümme salli ve sellim ve bârik alâ Seyyidinâ Muhammedin ve âlâ âlihi adede in'amillahi’l-kerîmi ve ifdalihi.

2-      Allahümme salli ve sellim ve bârik alâ Mürşidinâ Muhammedin ve âlâ âlihi adede in'amillahi’l-kerimi ve ifdalihi

3-      Allahümme salli ve sellim ve bârik alâ Seyyidinâ Muhammedin ve âlâ âlihi adede kemâlillah ve kema yelîku bi kemâlihi

4-      Allahümme salli ve sellim ve barik ala Şemsid-duha Muhammedin ve âlâ âlihi adede kemâlillah ve kemâ yelîku bi kemâlihi

5-      Allahümme salli ve sellim ve bârik alâ Nûri’l-Hüda Muhammedin ve âlâ âlihi adede kemâlillahi ve kemâ yelîku bi kemâlihi

Türkçesi:

1-      Ey Allah’ım Efendimiz Muhammed’in üzerine, Kerîm olan Allah’ın nimetleri ve fazîletleri adedince,

2-      Ey Allah’ım Mürşidimiz Muhammed’in üzerine, Kerîm olan Allah’ın nimetleri ve fazîletleri adedince,

3-      Ey Allah’ım Efendimiz Muhammed’in üzerine, Allah’ın kemal sıfatları adedince ve Muhammed Mustafâ’ya lâyık bir salâvât-ı şerîfe ile,

4-             Ey Allah’ım Duha Güneşi Muhammed’in üzerine, Allah’ın kemal sıfatları adedince ve Muhammed Mustafâ’ya lâyık bir salâvât-ı şerîfe ile, 

5-      Ey Allah’ım Allah’ın Nûru Muhammed’in üzerine, Allah’ın kemal sıfatları adedince ve Muhammed Mustafâ’ya lâyık bir salâvât-ı şerîfe ile salât eyle.


 

Nevbe Salâtı, Nevbe Vurmak ve Tûlibî Növbe:

Nevbe, tarîkatlere ait saz topluluğunun adıdır. Fakat daha çok "aktâb-i erbaa" denilen dört büyük kutbun kurduğu ana tarikatlara mahsus idi. Yani Kādirîler, Rifaîler, Bedevî'ler, Düssûkî'ler ve ilaveten Sa'dî'ler dergâhlarda, muayyen zamanlarda nevbe vururlardı. Nevbe, "âlât-ı mutribe" denilen sazlar "nay - ney, nısfiye, kuddüm, mazhar, bendir, kabran, tabl” ile muayyen bir tarzda topluca çalınıp okunmak sûretiyle icra edilirdi. Kıyamî tekkelerinde, kandil ve bayram günlerinden bir hafta önce başlardı. Buna, "İstikbal (Karşılama) Haftası" denilirdi.

Halvetiye Tarikatına mensubiyeti olan tekke ve zâviyelerde ise, ancak kandil ve bayramların gelişi ile, o da pek nadir olarak nevbe çıkar ve bazen bir hafta sürerdi. Bu haftanın içindeki zikir günlerinde ekseriyetle Nevbe vurulurdu. Büyük dergahların Hilafet Cemiyetlerinde, eğer âsitane şeyhi bulunuyorsa, o zaman âyin-i şerîf ve merasim, nevbenin iştiraki ile yapılırdı.

Nevbeler genel olarak üç bölümden ibâretti. Birinci fasılda ilâhi okunmaz, oturuş vaziyetinde sadece şeyh efendinin temposuna uyularak dağıtılan sazlar ile nevbe vurulurdu. Buna “Tûlibî Nevbe” denilirdi. Nevbenin sonunda sazlar yere konur ve hep birlikte aşağıda notasını vereceğimiz “Nevbe Salâtı” okunurdu. İkinci ve üçüncü bölümler ayakta olup, bu bölümlerde nevbe eşliğinde ilâhî ve şuğuller okunurdu.

Ramazan Bayramlarına rastlayan günlerde, bazen üç defa Nevbe çıkardı. Kurban Bayramlarında ise, nevbe merasimi iki defa yapılırdı. Nevbeler umumî olarak üç fasıldan ibaretti. Dergahın postnişini bulunan şeyh efendi ve bariz salahiyetli zâkirbaşı, ellerinde pirinç halîle ile nevbeyi idare ederlerdi. Yaşlı dedeler ile diğer zâkirler kudüm vurarak, dervişler mazhar çalarak nevbeye katılırlardı. Misafir olarak gelen kıdemli şeyh efendilere de, el kudümü verilirdi.[22]


 

TEKKELERDE OKUNAN DİĞER SALÂLARDAN ÖRNEKLER:

 

 

Metin:

Hû Allâhümme salli ale’l-Mustafâ

Hû Nebiyyi’r-risâle ve bahri’s-safâ

Hû çerâğ-ı mescidü mihrâb ü minber

Hû Ebûbekir, Ömer, Osman yâ Hayder

 

Türkçesi:

Ey Allah’ım Mustafâ’ya,

Safâ denizi ve gönderilen Nebî’ye,

Minber, mihrâb ve mescidin nûru olana,

Ebûbekir, Ömer, Osman ve Ali’ye salât olsun.

B-     DİĞER BESTELİ SALÂLAR

SONUÇ

Salâ, Hz. Muhammed (sav)’e Allah’tan rahmet dilemek, ona sığınmak, onu ve aile fertlerini hürmetle anmak, şefaatını istemek maksadıyla yazılmış duâ cümleleriyle sevgi ve övgü ifade eden Arapça metinlerin bestelenmesi veya irticâlen okunması ile ortaya çıkmış Türk din mûsikîsinin gerek câmi, gerekse tekke mûsikîsi repertuarında yer almış önemli formlarından biridir.

Kur’ân-ı Kerîm’de Allâhü Teâlâ’nın emri, gerek Hz. Peygamser (sav)’e salât ü selâm getirmenin faziletleri hakkındaki hadîs-i şerîfleri ve ümmetinin Hz. Peygamber’e olan büyük sevgi ve hürmeti pek çok salât ü selâm metninin yazılmasına sebeb olmuştur. Makalemizde bilhassa besteli salâları bir araya getirmeye çalıştık.

Salâ’nın tarihçesi, etimolojisi, tarihi ve salâ formu ile ilgili pek çok makale yazılmakla birlikte, bütün bu unsurları bir araya toplayıp örneklerle desteklenmesi açısından makalemizin Türk din mûsikîsi alanında bir eksikliği dolduracağı kanaatindeyiz. Muhtelif kaynaklara dağılmış olarak bulunan salâ notalarının toplanması, anlaşılırlığı pekiştirmek açısından notalarda yer alan Arapça metinlere Türkçe karşılıklarının eklenmesi de Türk din mûsikîsi repertuarına katkıda bulunması açısından önem arz etmektedir.

KAYNAKÇA

Ahmed İbni Hanbel, Müsned.

Bağdat Evliyâları “Behlül Dânâ”, Türkiye Gazetesi Yayınları, İstanbul 2005.

Evliyalar Ansiklopedisi “Behlül Dânâ”, Hakikat Kitapevi, İstanbul 1993;

ERGEN, Aytaç, Notam Nota Arşiv Programı.

EZGİ, Suphi, Temcid-Na’t-Salât-Durak, İstanbul Konservatuarı Neşriyatı, İstanbul 1945.

EZGİ, Suphi, Nazarî ve Amelî Türk Mûsikîsi, İstanbul 1940.

GÜLLÜCE, Hüseyin, “Salât Kavramı: Etimolojisi ve Bazı Mülâhazalar”, Atatürk Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Dergisi, Erzurum 2005, sy:23.

IŞIK, Hidayet, “Hz. Peygamber (S.A.S.)'e Salat ve Selam Getirme ile İlgili Bir Araştırma”, Diyanet İlmi Dergi [Diyanet Dergisi], 1989, cilt: XXV, sayı: 4, Özel Sayı.

ÖZTUNA, Yılmaz, Türk Mûsikîsi Kavram ve Terimleri Ansiklopedisi, Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı Yayınları, Ankara 2000.

REVNAKOĞLU, Cemaleddin Server, Eski Sosyal Hayatımızda Tasavvuf ve Tarikat Kültürü, Kırkambar Yayınları, İstanbul 2003.

SERİNSU, Ahmet Nedim, “Hz. Peygamber’e Salât ve Selâm Getirmenin Anlamı”, İslam’da İnsan Modeli ve Hz. Peygamber Örneği [Kutlu Doğum Haftası: 1993], 1995.

SERİNSU, Ahmet Nedim, “33/Ahzâb Sûresi 56. Ayeti Çerçevesinde Hz. Peygambere Salât ve Selâm Getirmenin Anlamı”, Dinî Araştırmalar, 2001, cilt: IV, sayı: 10.

SOYSALDI, H. Mehmet, “Kur’an Semantiği Açısından Salat Kavramı”, Fırat Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 1996, sayı: 1.

SEZGİN, Bekir Sıdkı, basılmamış Dîni Mûsikî Ders Notları.

Tirmizî, Daavât.

Türkiye Diyânet Vakfı İslam Ansiklopedisi (DİA)

YÜCER, Hür Mahmut, "Tarîkat Geleneğinde Salâvât-ı Şerîfe ve Müstakimzâde’nin Şerh-i Evrâd-ı Kâdirî adlı Eseri", Tasavvuf, Ankara, 2005, sayı: 15.

 



[1] Marmara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Türk Din Mûsikîsi Anabilim Dalı Araştırma Görevlisi Dr.

[2] Hüseyin Güllüce, “Salât Kavramı: Etimolojisi ve Bazı Mülâhazalar”, Atatürk Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Dergisi, Erzurum 2005, sy:23, s.174-175. 

[3] Ahzâb, 33/56.

[4] Peygamber Efendimiz ’in (s.a.v.) buyurduğu bu salâtlar namazda okunan “Salli ve Bârik” olarak bilinen duâlardır. Buhârî, Daavât, 33; Tirmizî, Kitâbu’t-Tefsîr, Sûre:33; Neseî, Kitâbu’s-Salât, Bab:49, Hadis no: 1285.

[5] Tirmizî, Daavât, 101. Ayrıca bk. Ahmed İbni Hanbel, Müsned, I, 201.

[6] Tirmizî, Daavât, 100. Ayrıca bk. Ahmed İbni Hanbel, Müsned, II, 254.

[7] Ebû Dâvûd, Vitr:26; Tirmizî, Kitâbu’s-Salât, 352; en-Nesâî, Kitâbu Ezân, 37.

[8] Nuri Özcan, “Salâ”, Türkiye Diyânet Vakfı İslam Ansiklopedisi (DİA), XXXVI, s.15

[9] A.g.e., s.15

[10] A.g.e., s.16

[11] Halil Can ve Bekir Sıdkı Sezgin’e ait Dîni Mûsikî Notları’nda bestenin Itrî’ye ait olabileceği görüşü belirtilmiştir. Suphi Ezgi, Temcid-Na’t-Salât-Durak, İstanbul Konservatuarı Neşriyatı, İstanbul 1945, s.11.

[12] Nuri Özcan, “Bayram Salâsı”, D.İ.A., V, s.269

[13] Yılmaz Öztuna, Türk Mûsikîsi Kavram ve Terimleri Ansiklopedisi, Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı Yayınları, Ankara 2000, s.36

[14] Bekir Sıdkı Sezgin, basılmamış Dîni Mûsikî Ders Notları.

[15] Suphi Ezgi, Türk Mûsikîsi Klasiklerinden Temcîd - Na’t - Salât - Durak, İstanbul Belediyesi Konservatuvarı Yayınları, İstanbul 1945, s.13. 

[16] Bkz. Evliyalar Ansiklopedisi “Behlül Dânâ”, Hakikat Kitapevi, İstanbul 1993; Bağdat Evliyâları “Behlül Dânâ”, Türkiye Gazetesi Yayınları, İstanbul 2005, s.194.

[17] Nuri Özcan, “Bayram Salâsı”, D.İ.A., V, s.269.

[18] Nuri Özcan, “Cenâze Salâsı”, D.İ.A., VII, s.358

[19] Suphi Ezgi, “Türk Mûsikîsi Klasiklerinden Temcit-Na’t-Salat-Durak”, İstanbul Konservatuarı Neşriyatı, İstanbul 1945, s.12-13.

[20] Nuri Özcan, “Cenâze Salâsı”, D.İ.A., VII, s.359.

[21] Hür Mahmut Yücer, "Tarîkat Geleneğinde Salâvât-ı Şerîfe ve Müstakimzâde’nin Şerh-i Evrâd-ı Kâdirî adlı Eseri", Tasavvuf, Ankara, 2005, sayı: 15, s. 264.

[22] Bkz. Cemaleddin Server Revnakoğlu, Eski Sosyal Hayatımızda Tasavvuf ve Tarikat Kültürü, Kırkambar Yayınları, İstanbul 2003, s.325-340.

 

Hava Durumu
Anlık
Yarın
19° 17° 11°